CAN  HZ. HIZIR a.s.’ın HAYATI, KERAMETLERİ VE DÜNYA İNSANLARINA ALLAH TARAFINDAN GAİP ALEMİNDE GÖREVLİ BİR KURTARICI HAKKIDAKİ. PİR SEYYİD BABAMANSUR KÜR HÜSEYİN DERGAHINDA’Kİ HZ. HIZIR VE EVLİYALAR’IN 2026 YILI CEM İBADETİ.

Hz. Hızır`ın Cemi aslında her yıl 6 Mayıs’ta yapılması gerekirken neden Şubat ayında yapılmaktadır. Revzatül Ahbab ve daha birçok kaynakta, Pir Hacı Bektaşi Veli bir gece rüyasında Boz Atlıyı biri görür. Rüyasında gördüğü kişiye kim olduğunu sorduğunda o boz atlı kişi cevaben; Bozatlı Hızır dedikleri benim der. Rüyasında Bozatlı Hızır Nebi’yi gören Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli Pirim, bu rüyası üzerine bir Kurban kesip dergahta bir Cem düzenler. Pir’in Rumi takvimle Şubat ayının birinci haftasına rastlayan ilk Cuma gününde; Hz. Hızır için bu tarihte Cem yapması İç Anadolu ve Doğu Anadolu ve tüm Alevi toplumu halkına bir vesile olur. İlkbahar aylarında yoğun işlerin oluşu biraz sıkıntılı görülerek, Şubat ayında toplumun bir arada olması daha uygun olacağı kanısıyla günümüze dek Hz. Hızır’ın her yıl Rumi hesapla Şubat Ayının İlk haftasına rastlayan ilk Cuma günü yapılmaktadır.  Bu yıl yani 2026 da, Hz. Hızır ve Evliyaların CEM İbadetleri olarak 9. 10 ve 11 Şubat 2026 Pazartesi, Salı ve Çarşamba günleri olmak üzere üç gün oruç tutulur. Bir kısım alevi canlarımız da bazı yörelerde beş veya yedi gün oruç tutarlar. Kur’an-ı Kerimde, aşağıda değineceğimiz üç gündür.

DERGAH’DA BU YIL EVLİYALAR’IN VE HZ. HIZIR MANEVİ CEM İBADETLERİ 12 ŞUBAT 2026 PERŞEMBE GÜNÜ AKŞAMI YAPILMAKTADIR.

DERGAH’ DA BİR GÜN ÖNCE KURBANLAR ÇARŞAMBA GÜNÜ KESİLİR.

Dergâhta, Evliyalar ve Hz. Hızır ibadet Cem’leri için 11 Şubat 2026 Çarşamba arife günü olup, kurbanlar kesilir, kimi de kurbanını Perşembe günü keserler. Lokmalar pişirilip dergâha gelen canlar dışında; yoksullara, kimsesiz ve yetimler, hastalar ve yaşlılar ziyaret edilerek lokmalar gönderilir ve imkanlar dahilinde yardım edilir. -Perşembe gününü Cuma gününe bağlayan güne Cuma gecesi denir.-

Cuma gecesi dergâhta, Seyyidlerin evlerinde, Cem evlerinde ve bunların bulunmadığı bölgelerde arzu eden talip, muhip ve her inanan insan, Hz. Hızır için ibadetlerini yaparlar. Genellikle dergahlarda ve  Cem evlerinde toplanıp ibadetler yerine getirilse de ortak bir evde yada her insan kendi evinde Cem Zikir ve İbadetini inandığı şekilde yapabilir. Dergahlarda, Evliyaları ve Hz. Hızır`ı vesile ederek Allah’tan dileğini ister ve Hz. Hızır`ın dini inanç günlerinde kesinlikle eğlence, düğün, kına, her çeşit şölen ve eğlence gösterisi yapılmaz ve içki içilmez (alkol alınmaz). Hz. Hızır`ın doğumu ve annesinin ismi hakkında günümüze dek bir bilgi ve kaynak bulunmamaktadır. Ölümü ise zaten abu hayat suyunu içerek Yüce Rabbimin emri ile gaip aleminde gaip bir Erendir ve Nebidir (PEYGAMBERDİR). Ancak Kur’an-ı Kerim’de Hz. Musa ile yolculuğu ve mucizeleri mevcuttur. Aşağıdaki araştırmalarımızda da dilmiz döndüğünce, kalemimiz yettiğinde anlatılacaktır.

Kur’an-ı Kerim’i tefsir eden müfessirler Hz. Hızır a.s.’ın ismi hakkında değişik rivayetler nakletmektedirler.  Bir kısım rivayetlere göre Hz. Hızır a.s.’ın isimleri şunlardır:

 Tevratta: İlya

 İncilde: Eli

 Kur’an-da: İskender-i Zülkârneyl.

 Arapcada: El Hıdır

 Türkçede: Hızır’dır. Hızır aynı zamanda lakabıdır.

 Birçok kaynakta ‘’Ermiya’’dır. Bazı rivayetlere göre ‘’Eli Yesa’’dır. Bazı rivayetlere göre de ‘Belya’’dir.

Yine rivayetlere göre Hz. Hızır a.s.’ın ayağını bastığı her taştan ve kuru topraktan yemyeşil bitkilerin ve çimenlerin çıkmasından dolayı o anlama gelen ‘’ Hızır’’ adını almıştır. Bazı rivayetlere göre de Hz. Hızır a.s. bir gün bir taşın üzerinde oturuyordu. Taşın üzerinden kalkınca taş yürümeye başladı. İşte bu nedenle de ‘’canlılık veren’’ anlamına gelen ‘’ Hızır’’ adını almış olduğu söylenmektedir.

Hz. Hızır’ın ne zaman yaşadığı ve hangi soydan olduğu ve yine peygamber olup olmadığı hakkında değişik rivayetler vardır. Bazı rivayetlere göre peygamber değildir. Bazı rivayetlere göre de İsrailoğullarına gönderilen bir peygamberdir. Bazı rivayetlere göre Hz. Nuh a.s. zamanında yaşamıştır ve onun gemisine binenlerden biriydi. Bu rivayetlere göre Hz. Hızır a.s., Hz. Nuh’un evlatlarındandı ve yine bu rivayetlere göre Hz. Hızır’ın adı ve soyu şöyledir:  Tayla b. Melkan b. Amir b. Efrahşad b. Sam b. Nuh’dur.  

Bir gün Hz. Nuh a.s. yanındakilere: ‘’Kim Hindistan’a gidip Serendip adasından Adem ve Havva’nın cesetlerini bana getirebilir ki, ben onun hakkında ömrünün uzun olması için dua edeyim’’ diye buyurdu. Hz. Hızır a.s. hemen ayağa kalktı:  ’’ Ey Allah’ın elçisi, ben getirebilirim’’ diye söyledi.

Hz. Nuh a.s. da Hz. Hızır için dua etti. Hz. Hızır da Adem ile Havva’nın cesetlerini getirmek için yola koyuldu. Hindistan’a vardı, Serendip adasına gitti. Hz. Adem ile Havva’nın cesetlerini alıp Hz. Nuh a.s.’a getirdi. Yüce Allah da Hz. Nuh’un duasını kabul edip ona çok uzun bir ömür verdi.

Hz. Hızır a.s. her zaman Mağrib denizi adalarında yaşayıp Rabbi’ne ibadet ve zikir ile meşgul oluyordu. Büyük İskender devri olunca, İskender’in yanına varması emir olundu. Hemen kalkıp

İskender’i Zülkarneyn’in yanına gitti. Onun yaşadığı bölgeye, o da yerleşip orada yaşamaya başladı. Hz. İskender’i Zülkarneyn bütün dünyayı kendi hâkimiyeti altına aldığında, Hz. Hızır onunla beraberdi. İskender’i Zülkarneyn batıda zulümatın bulunduğunu ve o zulümatta da Abı Hayat’ın olduğu haberini alınca batıya hareket etti. Hz. Hızır’ı da bir miktar asker ile öncü olarak gönderdi. Hz. Hızır hayat suyunu buldu ve ondan bir miktar içti. İşte bundan dolayı hayatta kalmak ona nasip oldu, İskender’e nasip olmadı.

Bir diğer rivayete göre de Hz. Hızır a.s., Hz. Musa a.s.’ın akrabalarındandı. İsrailoğulları içerisinde bir peygamberdi. Hayat suyunu bulup içti ve kıyamete kadar da hayatta kalmak ona nasip oldu.

Hakkı Efendinin yazdığına göre; Hz. Hızır a.s. ashabı kehf ile birlikte, kıyamet yaklaştığında Hz. Mehdi a.s.’ın huzurunda ortaya çıkacak ve Hz. Mehdi a.s.’ı iman edecek, onun en yakın dostlarından ve askerlerinden biri olacaktır. Bir rivayet ise şöyle diyor: Hz. Hızır a.s. gençliğinden başlayarak, her an Allah’a ibadet eden bir kişiydi. Bu rivayete göre ona, ulu bir kişi olan babası:

 ‘’ Ya Hızır, seni evlendireyim, soyumuz çoğalsın.’’ demişti. O ise ibadeti çok sevdiğinden: ‘’ Babamın bu sonu gelmez evlenme sözlerinden bıktım usandım. Bunlardan kurtulmak için memleket memleket gezeyim diyerek’’ baba yurdundan ayrıldı. Allah’u Teâlâ da kendisini sevenleri mükâfatsız bırakmayacağı için ona hayat suyundan içirtti.

Müminlerin inanışına göre Hz. Hızır a.s., Allah’ın ihsanı ile sonsuza dek yaşayışa kavuşmuştur ve hala da aramızda yaşamaktadır. Hz. İlyas’ın da ilelebet yaşayacağı nakledilmektedir. Hz. Hızır’a göre denizlerde sıkıntılar içinde kalanları ve boğulmak üzere olan müminlerin imdadına yetişip onları kurtarmaktır.

Hz. İlyas’a göre ise karada yolunu kaybeden, aç ve susuz kalan, sıkıntılar içerisinde olan müminlerin imdadına yetişip onları kurtarmaktır.

Hz. Hızır a.s., Hz. İlyas a.s. ile birlikte yılın hac günlerinde buluşurlar ve görüşmeler yaparlar. Hacda bunları görenler de olabilir. Bunları görmek, o kişiye mutluluk bağışlar.

Hz. Hızır hakkında diğer bir rivayet de Ali b. İbrahim’in tefsir kitabında İmam Caferi Sadık a.s.’dan nakledilmektedir. Hazret şöyle buyurmuş:’’ Hızır, padişahlardan birinin oğluydu. Allah’a iman etmişti. Babasının odasında tenha bir köşeye çekilmiş, Rabbine ibadet ve zikir ile meşguldü. Babasının tek evladı idi. Bir gün babasının yakın dostları babasına, Hızır’ı evlendirmelerini söylediler. Böylece Hızır evlenecek, çocuğu olacak ve padişahlık kendisine geçecek, kendinden sonra da kendi oğluna intikal edilecekti. Bu durumdan da padişah babası çok mutlu olacaktı. Hz. Hızır’ın babası yakın dostlarının bu fikrini çok beğendi. Hemen oğluna ve kendi soyuna uygun bir kız buldu. Düğün merasimi yaptıktan sonra oğlu Hızır’ı zifaf odasına gönderdi. Fakat Hızır a.s. odasına gelen ve karısı olacak kıza asla ilgi duymadı. Böylece sabah oldu. İkinci gün olunca;

Hz. Hızır karısı olacak kıza şöyle dedi: ‘’Sana bir sır söylersem saklar mısın?’’  

Kız: ‘’ Evet, saklarım’’ dedi.

Hz. Hızır a.s. :’’ Babam, senin ile zifaf gecesi ilişki kurup kurmadığımı sorar ise, sen babama; evet, ilişki kurdu.’’ diye söyler misin?

Kız evet, söylediğinin aynısını yaparım dedi.

İkinci gün padişah, gelini olan kızı huzuruna çağırttı. Oğlunun kendisiyle ilgilenip ilgilenmediğini sordu. Kız da Hz. Hızır’a söz verdiği için ilgilendiğini söyledi. Fakat orada bulunan padişahın yakınlarının bir kısmı padişaha: Kadınların, kızı teftiş etmelerini ve böylece de ilişki kurulup kurulmadığını öğrenmelerini’’ istediklerini bildirdiler. Kadınlar da kızın durumunu teftiş ettiler, fakat kızın hala kız olarak kaldığını anladılar. Kadınlar durumu padişaha bildirdiler. Padişah o kızı

Sarayından uzaklaştırdı ve ikinci bir kızla evlendirdi. Hz. Hızır ikinci kıza da ilgi göstermedi.

Hz. Hızır kıza sana bir sır versem saklar mısın? Dedi;

Kız saklarım dedi.

Hz. Hızır önceki kıza söylediklerini buna da söyledi. Padişah bu kızı da huzuruna çağırdı ve sordu. Kız, Hz. Hızır’a verdiği sözü tutmadı. Padişaha: ey hükümdar, senin oğlun da benim gibi bir kadındır. Kadının kadınla ilişki kurup çocuk doğurması mümkün mü? diye söyledi. Padişah bu söze çok öfkelendi ve o kızı derhal kapı dışarı etmelerini emretti. Üçüncü gün olunca, babalık duygusu Hz. Hızır’ın babasını harekete geçirdi. Oğlunu görmek istedi. Fakat oğlunu odasında bulamadı.

Yüce Allah sevdiği kulu Hz. Hızır’a öylesine bir güç vermişti ki, istediği bir şeyi nasıl tasavvur ediyorduysa o şey aynen öyle gerçekleşmiş olurdu. Hz. Mûsâ döneminde yaşamış ve peygamber olması kuvvetle muhtemel, hikmet ve ilim sahibi bir şahsiyet. Kur’an-ı Kerîm`de, Hızır a.s.`ın isminden açıkça bahsedilmez. Ancak Kehf Sûresı`nın 60.-82. ayetlerinde yer alan Hz. Mûsâ ile ilgili kıssadan “Katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve kendisine ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul…” (18/65) diye sözü edilen şahsın Hızır a.s. olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü bizzat Peygamber Efendimizden gelen sahih yani güvenilir sayılan hadislerde bu şahsın Hızır olduğu açıkça belirtilmiştir. (bk. Buhârî, ilm 16, 44, Tefsîru`l-Kur`ân, Tefsîru Sûratı`l-Kehf 2-4; Müslım, Fedâıl 170-174)

Bu rivayetlere göre bir gün Hz. Mûsâ İsrailoğulları arasında vaaz ederken ona kendisinden daha hikmet ve ilim sahibi kimsenin olup olmadığı sorulmuştu. Hz. Musâ: “Hayır, yoktur!” diye cevap verince Cenâb-ı Hak bir vahiyle Hz. Mûsâ`yâ Mecme`u`l-Bahreyn`de (iki denizin kavuşum yerinde) kullarından salih bir kul olan el-Hadır (Hızır)`ın kendisinden daha âlim olduğunu bildirdi. Bunun üzerine Hz. Mûsâ hizmetinde bulunan genç bir delikanlı ile Hızır`ı bulmak üzere uzun bir yolculuğa çıktı. İkisi, iki denizin birleştiği yere ulaşınca, yolculukta yemek üzere azık olarak yanlarına aldıkları balıklarını unutmuşlardı ve balık bir delikten kayıp denizi boylamıstı. Hz. Mûsâ oradan bir süre uzaklaştıktan sonra yemek için delikanlıdan balığı çıkarmasını istediği zaman balığın denize dalıp kaybolduğunu fark ettiler. Hz. Mûsâ`nın Hızır`ı bulmasının alâmeti, bu balığın kaybolması olduğundan derhal oraya geri döndüler ve orada Hızır (a.s.)`ı buldular. Bundan sonra Hz. Mûsâ`nın Hızır ile Kehf Sûresı 66-82. ayetlerinde anlatılan yolculuğu başladı.

 Hz. Mûsâ`nın yolculuğunda azık olarak taşıdığı balığın Mecme`u`l-Bahreyn`de denize dalıp kaybolması, bazı rivayetlerde ve çeşitli İslam milletlerinin folklorunda, bu arada Türk folklorunda da bu suyun âb-ı hayat olduğu, ölüleri bile canlandıran, içenleri ölümsüzleştiren bir hayat iksiri olduğu şeklinde izah olunmuş, burada balığın canlanıp denize dalması meselesinde bir peygamberin hayatının ve Cenâb-ı Hakk`ın kudretinin söz konusu olduğu unutulmuştur. Buna bağlı olarak, Mecme`u`l-Bahreyn bölgesinde yaşayan birisi olarak Hızır (a.s.)`a da ölümsüzlük isnat edilmiş ve kendisine beşer üstü güçler ve yetkiler verilmiştir.

Hızır aleyhisselâma verilen ilmin mahiyetini anlayabilmek için Musa (a.s.) ile olan yolculuğunu Kur`ân-ı Kerîm kısaca şöyle anlatır:  

Hızır (a.s.), yolculukta karşılaşacakları olaylara Musa peygamberin sabredemeyeceğini kendisine hatırlatmış ve O`ndan sabır için söz almıştır (el-Kehf,18/66-70). Önce deniz sahilinde, yolculuk için bir gemiye binmişlerdi. Hızır (a.s.) bir balta ile gemiyi delince kaptan tamir için geri dönmek zorunda kalmıştır. Musa (a.s.) sabredemeyip şöyle demiştir: “Gemiyi, yolcularını boğmak için mı deldin? Doğrusu çok kötü bir iş yaptın” (el-Kehf; 18/71). Yolculuğun sonunda, ilk bakışta görünmeyen ve perde arkası bilgi niteliğindeki sebebi. Hz. Hızır (a.s.) şöyle belirtir:

 “O, deldiğim gemi, denizde çalışan birkaç yoksulundu. Onu kusurlu yapmak istedim. Çünkü gemi yolculuğa devam ederse, ileride her sağlam gemiye el koyan bir kral (deniz korsanları) vardır” (el-Kehf, 18/79). Yolculuk sırasında, diğer çocuklarla oynamakta olan bir çocuğu öldürdü. Musa (a.s.): “Kısas olmadan, masum bir cana nasıl kıyarsın? Doğrusu çok kötü bir iş yaptım, dedi” (el-Kehf,18/74). Küçük çocuğun bu erken yaşta vefat ettirilme sebebi Hızır (a.s.) tarafından söyle açıklandı: “Öldürdüğüm erkek çocuğa gelince; onun anne ve babası mü`min kimselerdi. İleride onları isyan ve inkâra sürüklemesinden korktuk istedik ki, Rableri bu ölen çocuk yerine kendilerine ondan daha temiz ve daha merhametli birini versin” (el-Kehf, 18/80,81).

Burada Cenâb-ı Hakkın, anne babanın hayırlı kimseler olması sebebiyle, ileride kendilerini üzecek, büyük sıkıntılara sokacak bir çocuğu erken yaşta vefat ettirip, onun yerine daha hayırlı bir evladın verilmesinin, gerçekte o aile için ” hayır” olduğuna işaret ediliyor. Yolculuğun üçüncü merhalesi Kur`an`da şöyle anlatılır: “Musa ve Salih kul yollarına devam ettiler. Sonunda bir köye varıp, halkından yiyecek istediler. Halk ise onları misafir etmek istemedi. Musa ve Salih kul, orada yıkılmak üzere olan bir duvar gördüler, Salih kul hemen onu doğrultuverdi. Bunun üzerine Musa: “isteseydin buna karşılık bir ücret alırdın, dedi. Salih kul şöyle dedi:  İşte bu seninle benim aramızın ayrılması demektir. Sabredemediğin şeylerin iç yüzünü sana anlatacağım” (el-Kehf, 18/77,78). Evi, ücretsiz tamir etmesini Salih kul (hızır) şöyle açıklar: “Bu ev, şehirde iki yetim çocuğun idi. Duvarın altında kendilerine ait bir hazine vardı. Bunların babaları Salih bir kimseydi. Rabbin, onların rüştlerine erip, hazinelerini bizzat kendilerinin çıkarmalarını istedi. Bu Rabbinden bir rahmettir. Ben bunları kendiliğimden değil, Allâh`ın emriyle yaptım. İşte, sabredemediğin şeylerin iç yüzü budur” (Kehf 18/82).

Hızır Aleyhisselam, İslam alimlerinin büyük çoğunluğunun görüşlerine göre peygamber olması kuvvetle muhtemel olan, hikmet ve ilim sahibi mübarek bir şahıstır. “İlm-i ledün” ilmine sahiptir. “İlm-i ledün”, bir başka ifadeyle “ilm-i batın”, Allah’ın seçtiği kişilere vermiş olduğu özel bir ilimdir. Bu ilme sahip kişilerde Allah’ın verdiği ilham ile gaybın bilgisine sahip olan özel kişilerdir. Rabbimizin takdir ettiği kadarıyla, olayların gidişatını ve gelecekteki sonuçlarını önceden bilir, buna göre hareket ederler. Kehf Suresi’nin 65. ayetinde “Katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul…” şeklinde bildirilen kişinin Hz. Hızır olduğu konusunda tüm Ehl-i Sünnet alimleri hemfikirdir. Kur’an-ı Kerim’de Hz. Musa’nın Hz. Hızır ile buluştuğu, kendisiyle beraber bir yolculuğa çıktığı, Rabbimizin Hz. Hızır’a vahyettiği ilimden faydalanmak istediği bildirilmiştir. Hz. Hızır’ın, Hz. Musa ile olan yolculuğu dışında hadis-i şeriflerde de Hz. Hızır hakkında aktarılmış pek çok sahih (sağlam, güvenilir) bilgi bulunmaktadır.

İslam tarihi boyunca Hz. Hızır ile ilgili en çok tartışılan konulardan biri, Hz. Hızır’ın hayatta olup olmadığıdır. Hadislerde yer alan bilgilere ve büyük İslam alimlerinin yorumlarına göre Hz. Hızır hayattadır. Örneğin İbn-i Kesir, Hz. Hızır’ın hayatta olduğunu şu şekilde ifade etmektedir:

Hızır a.s ın şimdi de hayatta olduğu hakkında cumhurun (alimlerin çoğunluğunun) ittifakı vardır. Bu davaya da vaki olmuş (gerçekleşmiş) birçok haber ve rivayet ve hadiseleri naklederek şahid göstermişlerdir. (El-Bidaye Ve-n Nihaye, 1/328)Kuran’da Hz. Hızır Kıssası  Kuran-ı Kerim’de, Hz. Musa ile Hz. Hızır’ın yolculuğu detaylı olarak bildirilmiş, Hz. Hızır’ın Allah’tan bir nimet olarak sahip olduğu “İlm-i ledün” ve bu ilimle verdiği hikmetli kararlar açıklanmıştır. Konuyla ilgili bir ayet şu şekildedir:

Derken, katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular (Kehf Suresi, 65).  Kehf Suresi’nin bundan önceki ayetlerinde, Hz. Musa’nın bir yardımcısıyla birlikte yaptığı yolculuk bildirilmektedir. Bu ayette Hz. Musa ve yardımcısının Hz. Hızır ile karşılaştıkları bildirilmektedir. Hz. Hızır Allah’ın kendisine rahmet verdiği bir kişidir. Yüce Allah’ın Rahman ve Rahim sıfatı Hz. Hızır üzerinde tecelli etmektedir. Allah, Hz. Hızır’a Kendi Katından üstün bir ilim vermiş ve onu üstün bir kul kılmıştır. Musa ona dedi ki: “Doğru yol (rüşd) olarak sana öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?” (Kehf Suresi, 66). Ayetlerde yer alan bilgilerden, Hz. Musa’nın buluşacağı bu kutlu kişi hakkında daha önceden vahiy ile detaylı bilgi aldığı anlaşılmaktadır. Allah-u alem, Söz konusu durumu ortaya koyan pek çok delil vardır.

Örneğin Hz. Musa, bulunduğu yere göre oldukça uzak olmasına rağmen buluşacağı yere gitmek için bir çaba sarf etmiştir. Çünkü orada buluşacağı kişinin kendisine çok fazla fayda vereceğine emindir. Bunun herhangi bir buluşma olmadığını, çok özel bir buluşma olduğunu bilmektedir. O nedenle her türlü zorluğu göze almakta, uzun bir yol katetmektedir. Ayrıca Hz. Musa, buluşur buluşmaz karşısındaki kişiyi hemen tanımış, onun üstün ahlakını ve ilmini fark etmiş ve kendisine tabi olmayı talep etmiştir. Bu da karşısındaki kişinin ilim öğretilen, kutlu bir kişi olduğunun kendisine önceden bildirilmiş olabileceğini göstermektedir. (En doğrusunu Allah bilir.). Buluşacağı bu kişinin doğru yolda olan ve doğru yola ileten bir kişi olduğu, bu kişiye tabi olması gerektiği ve ondan bilgi öğrenmesi gerektiği Hz. Musa’ya vahiy yoluyla bildirilmiş olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.) Üstelik ondan aldığı bu bilgi ve ilim ile Hz. Musa’nın doğru yola ulaşacağını da bildiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle de o şahsı gördüğünde, ona tabi olmak istediğini hemen söylemiştir. Dedi ki: Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin.” (Kehf Suresi, 67). Ayetlerde bildirildiğine göre, Hz. Hızır da Hz. Musa hakkında detaylı bilgiye sahiptir. (Allahu Alem) Üstelik konuşmalarından, Hz. Hızır’ın geleceğe dair bilgilere de Allah’ın bildirmesiyle sahip olduğu anlaşılmaktadır. Hz. Hızır, Hz. Musa’nın talebini dinledikten sonra, öncelikle ona kendisiyle birlikte olmaya sabır gösteremeyeceğini söylemiştir. Daha hiçbir olay olmadan, Hz. Musa’nın nasıl bir tavır göstereceğini bilmeden ve görmeden Hz. Hızır’ın böyle bir açıklamada bulunması çok dikkat çekicidir. Bunun nedeni ise Rabbimizin bir lütfu olarak Hz. Hızır’ın geleceği bilmesidir. (En doğrusunu Allah bilir.) Bu bilginin Hz. Hızır tarafından bilinmesi, her olayın Allah’ın dilemesiyle gerçekleştiğine de bir işaret niteliğindedir. Çünkü Allah, gelecek hakkındaki bilgiyi ancak dilediği kullarına, dilediği kadarıyla vermektedir. Hz. Hızır’ın gelecekten haber vermesi de ancak Allah’ın takdiriyle mümkündür. Kur’an’ın çeşitli ayetlerinde bildirildiği gibi, Allah kullarından dilediğine gaybın haberlerini verebilir. Hz. Musa’nın, kıssanın sonraki bölümlerinde karşılaşacağı olaylar çoktan sonuçlanmıştır ve Allah Katında her anıyla bilinmektedir. Yaşayacağı olaylar, Hz. Musa’nın kaderinde yazılmıştır. Bu da insanın, Allah’ın kaderinde takdir ettiği dışında hiçbir şey yaşayamayacağına açık bir delildir. Müminlerin, bu ilmi kavramış, Allah’a ve kadere teslim olmuş, mütevekkil kişiler olması gerektiği ayetlerde şu şekilde bildirilir:

De ki: “Allah’ın dilemesi dışında, kendim için zarardan ve yarardan (hiçbir şeye) malik değilim. Her ümmetin bir eceli vardır. Onların ecelleri gelince, artık ne bir saat ertelenebilirler ne de öne

alınabilirler. (Yunus Suresi, 49). (Böyleyken) “Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl

sabır edebilirsin?” (Kehf Suresi, 68).  İnsanın gün içinde başına pek çok olay gelir. Zorluklarla, sıkıntı verici durumlarla, neşe ve huzur veren olaylarla karşılaşır. Ancak insanların büyük bir bölümü Allah’ın varlığını ve her olayın Allah katında bir kader üzere belirlendiğini düşünmedikleri için, başlarına gelen olayları şans ya da tesadüf gibi gerçek dışı kavramlarla açıklamaya çalışırlar. Bu da olup bitenlere hayır gözüyle bakmalarını, yaşadıklarından hikmetli sonuçlar çıkarabilmelerini engeller. Bu nedenle de sürekli sıkıntıya, üzüntüye düşer, mutsuz olurlar. Bu, iman edenlerle iman etmeyen kişiler arasındaki çok büyük bir farktır. Çünkü iman edenler her olayın Allah’ın dilemesiyle ve çok büyük bir hayırla yaratıldığının bilincindedirler. Unutmamak gerekir ki, Allah sonsuz, insan ise sınırlı bir akla sahiptir. İnsan ancak olayların görünen kısmı ile muhatap olabilmekte ve ancak kendi anlayışı ile bu olayları değerlendirebilmektedir. Bazı insanlar sınırlı bilgi ve anlayışı ile kimi zaman hayır ve güzellik olan bir olayı olumsuz, kötü bir olayı ise olumlu ve hayırlı olarak nitelendirebilmektedirler. Bu durumda doğruları görebilmek için iman eden bir insanın yapması gereken şey, Allah’ın sonsuz akıl ve bilgisine teslim olarak, her olaya hayır gözüyle bakmaktır. Çünkü olumsuz gibi görünen her olay da iman eden bir insan için gerçekte bir kader dersidir. Nitekim Allah bir Kuran ayetinde şöyle bildirmiştir:

“Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz (Bakara Suresi, 216)”.

(Musa) “İnşaAllah, beni sabreden (biri olarak) bulacaksın. Hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim” dedi (Kehf Suresi, 69). Ayette görüldüğü üzere, Hz. Musa, Hz. Hızır’ın söylediği sözler karşısında hemen Müslümanca bir tavır göstermekte ve “inşaAllah” – yani “eğer Allah dilerse”- şeklinde cevap vermektedir. Bu kelime, müminlerin Allah’a olan teslimiyetlerinin, kaderin her an işlediğini bildiklerinin, Allah dilemedikçe hiçbir şeye güç yetiremeyeceklerinin farkında olduklarının bir ifadesidir. Kehf Suresi’nin 23 ve 24. ayetlerinde bildirildiği gibi, hiçbir şey için “bunu yarın mutlaka yapacağım” dememek, “Allah dilerse (inşaAllah)” demek Allah’ın bir emridir. Hz. Musa’nın bu cevabıyla Allah, Müslümanların bir işe başlamadan, bir karar vermeden, ertesi gün için bir plan yapmadan önce mutlaka “inşaAllah” demelerinin önemini bildirmektedir. Çünkü insana o işi gerçekleştirme gücünü ve becerisini veren de sonuçta başarıya ulaştıracak olan da yalnızca Allah’tır. İslam aleminin bu çok önemli gerçeği bir an bile akıllarından çıkarmamaları, kainattaki her olayın her şeyden haberdar olan Allah’ın kontrolünde ve bilgisinde olduğunu unutmamaları gerekmektedir.

Dedi ki:

 “Eğer bana uyacak olursan, hiçbir şey hakkında bana soru sorma, ben sana öğütle anlatıp söz edinceye kadar.” (Kehf Suresi, 70) Hz. Musa ve Hz. Hızır kıssası ile peygambere ve elçilere uymanın önemine bir kez daha dikkat çekilmektedir. Bu tabiiyet esnasında müminlerin titiz bir saygı göstermeye ehemmiyet vermeleri gerekmektedir. Ayetlerde elçilere itaatin önemi şu şekilde bildirilmektedir:

Kim Resule itaat ederse, gerçekte Allah’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik (Nisa Suresi). Allah’a ve elçisine itaat edin ki merhamet olunasınız (Al-i İmran Suresi, 132).

Müminler, elçiye itaat ederken aslında Rabbimize itaat ettiklerini bilmeli, elçilerin aldıkları her kararı, yaptıkları her işi hayır ve hikmet gözüyle değerlendirmeli ve onlara gönülden tabi olmalıdırlar. Nitekim Hz. Musa ve Hz. Hızır kıssasındaki ayetlerde de tabi olunan kişinin gerekli gördüğü zaman yaptığı işlerin, aldığı kararların ve söylediği sözlerin hikmetini öğütle açıklayacağı bildirilmektedir. Örneğin Kehf Suresi’nin bu ayetinde, Hz. Hızır’ın “ben sana öğütle anlatıp söz edinceye kadar” dediği belirtilerek, Hz. Musa’ya karşılaştığı olayların hikmetinin açıklanacağı bildirilmiştir. Böylece ikisi yola koyuldu. Nitekim bir gemiye binince, o bunu (gemiyi) deliverdi. (Musa) Dedi ki: “İçindekilerini batırmak için mi onu deldin? And olsun, sen şaşırtıcı bir iş yaptın.” (Kehf Suresi, 71) Kehf Suresi’nin bu ayetinden, Hz. Musa’nın Hz. Hızır ile olan yolculuğu sırasında yanına genç arkadaşını almadığı anlaşılmaktadır. Bu seçimin pek çok hikmeti olabilir. Ancak bunlardan biri, ikili eğitimin önemine işaret etmesidir. (Allah-u Alem) Gerçekten de ikili eğitim, olabilecek en iyi eğitim şeklidir. Kalabalık bir topluluk içindeyken insanların konsantrasyonlarının dağıldığı, dikkatlerini toplamakta zorlandıkları bilinen bir gerçektir.

HZ. HIZIR a.s. ORUCU

Hz. Hızır orucu tıpkı Muharrem orucu Ramazan orucu gibi Kur’an kaynaklıdır. Hızır orucu şart mı, farz mı veya sünnet mi? bu konuda kafalar karışmıştır. Kısaca Kur’an kaynaklıdır olan oruçların tümü farzdır.

Rivayet edilir ki; İmam Hasan ve İmam Hüseyin ağır bir hastalığa yakalanır ve bir süre sonra iyileşirler. Hz. Muhammed “Ya Ali! Hasan ile Hüseyin bu ağır hastalıktan kurtuldular, bunun için üç gün Nezir orucu tutunuz diye buyurmuştur. Hz. Fatima bir Yahudi’den bir ölçek arpayı borç alır. Arpayı değirmenden geçirerek un eder, arpa unundan ekmek yapar. İmam Ali, Hz. Fatima ve yardımcıları Hz. Fida üç gün oruç tutarlar. Birinci gün tam oruç açacakları anda kapı çalınır. Kapı açtıklarında kapının önündeki yoksul ve gariban kişi “Ben yoksulum. Çok açım. Varsa Allah rızası için bana bir lokma yiyecek verin” der. Hazırladıkları tüm yiyeceği kapılarına gelen yoksul ve gariban kişiye verirler. Oruçlarını su ve tuzla açarlar. İkinci gün, tam oruç açacakları sırada kapı çalınır. Kapı açılır. Kapının önünde bakliyen yine aynı kişidir ve “Ben yetimim, çok da açım. Varsa Allah’ın rızası için bana birazcık yiyecek verin” der. Gene tüm yiyecekleri yetime verirler. Mübarekler oruçlarını su ve tuz ile açarlar. Üçüncü gün, oruçlarını açacakları anda kapı yine çalınır ve kapıyı açtıklarında yine kapıda yoksul gariban bir kişi belirir ve “Ben esirim, çok da açım. Varsa Allah’ın rızası için bana birazcık yiyecek verin. Allah sizi Rahmeti ile, Kudreti ile doyursun” der. Üçüncü günün sonunda da oruçlarını su ve tuz ile açarlar. Dördüncü günün sabahı Hz. Muhammed İmam Ali’ye gelerek “Ya Ali, haliniz nasıldır?” der. Bu sualin üzerine İmam Ali “Ya Resulullah! halimiz size malumdur. Üç gün oruç tuttuk. Oruçlarımızı su ve tuz ile açtık” der. Hz. Muhammed;” “Ya Ali! Üç gün, değişik kılıkla gelen kişi, aynı kişi idi. O kişi Hz.Hızır’dı. Sizi denemek için yaptı. Sizin orucunuz Dergâh-ı İzzete kabul oldu diyerek Hakikat müjdesini verir.

Geliniz bu konuyu bir de Kur’an’dan ögrenelim:

İnsan suresi 7.Ayet’i şöyledir; “O kullar adadadıklarını yerine getirirler. Kötülüğü her yanı kuşatmış bir günden korkarlar.”

İnsan suresi 8.Ayet: “Onlar seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler.”

İnsan suresi 9.Ayet; Yedikleri; kimselere şöyle derler: Biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz, sizden bir karşılık ve bir teşekkür beklemiyoruz.

Yukarıdaki üç ayette de (Onlar) sözcüğünde açıklama getirilmemiştir. Oysaki, ” Onlar” sözcüğü İmam Ali, Hz. Fatima ve Hz.Fidci yerine kullanılmıştır. İmam Hasan Ve İmam Hüseyin için tutulan Nezir orucu, o günden bu güne tüm Ehl-iBeyt sevenlerine farz olmuştur.

HALKIN HIZIR a.s. ALGISI

Halk, Bozatlı Hızır’ı; Bir Nebi, Veli, Mürşit konumunda gördüğü gibi, Aşıklara bade sunan saki ve sevenleri kavuşturan nice Murat verendir.  

Halka göre Hızır, Sırrı Hakikat’ın insandaki tecellisidir. Hızır dinler üstü itibara sahip, Tanrı’nın her darlığın sonunda bir ferahlığın olacağı ummuştur ya, işte o umut Hızır’dır. Hızır, Hikmet ilminin kaynağıdır. Kur’an’da Hz. Musa’ya ledün ilmini öğreten zattır. (Kehf suresi Ayet 65-66)

Hızır, Gayb erenlerdendir. Gayb’e inanmak Kur’an emridir.

“Bakara suresi Ayet 3 şöyledir: O takva sahipleri’ ki, gaybe inanırlar.

Hızır: Cihanın bekçisidir.  

Hızır, O Yüce dağlar gibi sığınıp saklandığımız mekan gibidir.

Hızır Pir den Piri Dervişandır, Bozatlı’dır.

Yunus Suresi Ayet 62 şöyledir: “Gözünüzü açın, Allah’ın velileri için hiçbir korku yoktur. Tasaya da düşmezler. Onlar “Bizim Anadolu Alevi inancımızda kırklar dediğimiz gayb Erenler İnancındandır. Bu Eren ve Evlilayaları bizler her daim yanımızda hazır ve nazır bilmişiz.

HIZIR ALEYHİSSELAM VE HIDIRELLEZ

Manevi tasavvufa vakıf olanlar hep görmüştür. Irağı yakın, erenler iklimine girmiş, ikiliği oradan kaldırmış, zahiri, batini, zamanı ve mekânı bir eylemişiz. Kaynak Bab-ı Hakikat s. 462_466_Binali Doğan Miladi takvimle 6 Mayıs günü Hıdırellez’dir. Hızır günleri yani yaz mevsiminin başlangıcı sayılan 6 Mayıs günü, Rumî senede Nisan ayının yirmi üçüncü gününe rast gelir. Bilindiği üzere Rumî takvimde yıl, Hızır ve Kasım (yaz ve kış) günleri olarak ikiye ayrılır.

Mayıs ayının 6’sında Hızır ile yaz başlar, 186 gün sürer. Kasım ayının 8′ine kadar devam eder ve bundan sonra kış başlar. 179 gün sürer. Şubat’ın 29 çektiği artık yıllarda ise 180 gün olur. Hıdırellez denmesinin sebebi çeşitli dini kaynaklarda Mûsâ Aleyhisselam’ın ümmetinden bir Velî veya Peygamber olduğu bildirilen ve Kur’an-ı Kerîm’de, “Kullarımızdan bir kul…” (1) diye anılan Hızır‘ın (Hıdır) kurak bir yerde oturması ile o yerin yeşerip dalgalanmaya başladığı, hadis-i şerifte bildirilmiştir. Bu sebeple yaz başlangıcında ortalığın yeşermeğe başladığı güne yeşil manasına gelen Hızır günü, yine bu günde Hıdır ile İlyas’ın (aleyhime selam) buluştukları rivayeti sebebiyle de Hıdırellez denmiştir.

Kim kaldırıp mahşere kalan davada Şah Hasan’a ağu verdi? Muaviye evrahi Hüseyin mürüvvet eyle. Yetişsin Hızır, Yetiş ya Hızır Nebi, sen imdat eyle bize. Yüzümüz yerde, elimiz erde, Huzur-Pirde, Dar-ı Hızır’da, Selçuk-u kemter, Sizden ey Server, istediği Kevser, Ya Hızır!

Pir Baba Mansur’dur cansız duvarı yürüten, Hızır’dır deryada yüzen, Pir Kureş Baba’dır canlı Aslana binip Yılanı kamçı yapan. Pir Kur Hüseyin’dir kızağı canlı yürütüp kabre giden. Üryan Hızır’dır bir avuç keşkülde bir Alay askeri doyuran. Allah’ım sen nazar eyle. Yetiş Ya Hızır…

Dinî kaynaklarımız, Hz. Hızır ve Hz. İlyas’ın Allah Teâlâ’nın sevgili kullarından olduğunu haber vermekle beraber onlar adına mukaddes bir günün varlığını bildirmemektedir. Hıdırellez gününün Ehli-Beyt ve İslâm’da dînî bir hüviyeti ve kutsiyeti BÜYÜKTÜR. Bu bakımdan gerek Şubat ayında ve 6 Mayıs’ta,  dinimizin tasvip etmediği tarzda kutlamalarda bulunmak, eğlenmek doğru değildir.

(Kaynak) (https://xn--babamansurkurhseyin-jbc.org/) web sitemde. Bozatlı Hızır Yar ve Yardımcınız olsun. Darda Yetişsin.

Saygı değer canlar; Evliyaları ve Hz. Hızır’ı seven, okuyan ve okumayan her cana sevgi ve saygılarımı haseten arz ederim.

PİR SEYYİD SELÇUK SEVİN

BABAMANSUR KUR HÜSEYİN DERGAHIN 6. POSTNİŞİ

SÜTLÜCE KÖYÜ (KARER) BÖLGESİ ADAKLI-BİNGÖL

TEL: 0 535 894 75 51

CAN HIZIR CANANIM YETER…

YARAMI SARMAYA DOKTOR YETMEZ.

SÖNDÜ IŞIĞIM GÜNEŞ GEREKMEZ…

ZALİMİ KIRMAYA BALTA YETMEZ.

BAĞRIM DELİNDİ MIZRAK GEREKMEZ..

SERMİŞİM ÇÖLÜMÜ AVCI GEREKMEZ.

ŞARHOŞ OLMAYA ŞERBET YETMEZ.

ŞERBETİMİ İÇTIM ZEMZEM GEREKMEZ.

PİRE BAĞLANMAYA KAMET YETMEZ.

KÜKREMİŞ DÜLDÜL DİZGİN GEREKMEZ.

ZÜLFÜKAR OYNAR KIN GEREKMEZ.

NOT: Canlar bu makale bir emek sonucu akademik bir çalışma ile zaati alinize arz edilmiş bulunmaktayım.

Gerek WhatsApp’la, gerekse bilgisayarda çıktısını alıp evdeki kütüphanenizde Hz. Hızır hakkında bir ışık bilgisi olup arzu ederseniz dostlarınızla da paylaşabilirsiniz.

TEŞEKKÜRLER…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir